Dostnehri El Falı
Sevgili okuyucular, şimdi size "el
çizgilerinin okunması" denilen ve insanı adeta gözler önüne seren sanattan
bahsedeceğiz. Belki de şimdiye kadar gündelik hayatınızla çok meşgul olduğunuz
için, elinizdeki çizgilerin anlamını öğrenmeyi merak etmemiş, ya da zaman
ayırmamışsınızdır. Belki de hayat denilen çetin mücadelede elinizdeki çizgilerin
anlamını bilmenin size ne gibi faydalar sağlayacağını dahi bilmiyorsunuz.
Size el falına bakmayı öğretmeye çalışacağız ve emin olun öğrendiğiniz hiçbir
şey size bu kadar fayda sağlamıyacaktır. Zira elinizdeki çizgilerin anlamını
öğrenirseniz, her şeyden önce kendi kendinizi öğrenmiş olacaksınız. Kendi
kendini bilmek kadar da önemli bir şey yoktur. Bu bilgi para ile ölçülemez.
Aynı zamanda başkalarının da karakterini ve gelecekteki durumunu
öğrenebilirsiniz. Bu da size adeta bir nevi üstünlük verecek ve her gittiğiniz
yerde daima birçok kimseler tarafından saygı duyulmanıza sebep olacaktır. Zira
herkes kendi ellerindeki çizgileri merak eder. Bu yüzden el falı artık bir salon
oyunu olmuştur.
Şimdi bu "ilmin" kısa bir tarihçesini yapalım. Bu "ilim" nereden geldi, hangi
memleketlerde ilgi gördü? Bu çizgilerin haber verdikleri şeylere önem veren
insanlar nasıl hareket ettiler? Bu sorulara yanıt vermeye çalışalım.
EL FALINI "İCAT EDENLER"
El falının bir tarihçesi olabileceğini hiç düşünmediniz değil mi? Bu fal
şeklinin daha çok batıl itikatlara inanan kimseler tarafından ortaya atıldığını
ve sadece kapı, kapı dolaşan çingeneler için bir kazanç vasıtası olduğunu
zannediyorsunuz değil mi? Eğer bunu düşündünüzse, bunun sebebi el falı hakkında
fazla bir şey bilmemenizdir.
El falı ilk olarak Hindu'larda başlamıştır. O çağlarda ilmin başlıca konusu
insandı. Hindu'lar insan'ı kainatın en mükemmel varlığı sayıyorlardı. Onların
nazarında insan gerçekten Allah’ın evladı idi ve dünyada her şey onun için, onun
kullanabilmesi için yaratılmıştı. Bunun içindir ki, insanı inceliyerek tanrıyı
öğrenmeye imkan bulacaklarını zannediyorlardı.
Gözlerini göklere doğru çevirmişlerdi. Yıldızların insanın hayatı üzerinde
etkili olup olmadığını araştırıyorlardı. Meşhur "Fadik" rakamlarını da ilk kez
Hindular bulmuşlardı.
BURÇLARIN ETKİSİ
Aynı zamanda herhangi bir burç'ta doğan bir insanın falan yahut filan karakterde
olacağını, doğuştan falan yahut filan yıldızların şu veya bu durumlarda
olmalarının bir rol oynayabileceğini ilk kez ileri sürenler onlardır. Bildiğiniz
gibi, bugün dahi burçların insanların hayatı üzerine etki ettiğine inanan pek
çok insan vardır.
Hindular önce vücudun çizgilerini ve şeklini tetkik ederek "Mastrika" adını
verdikleri bir ilim kurdular. Ondan sonra eldeki çizgilere dikkat ettiler ve
"Samudrika" adını verdikleri el falının esaslarını kurdular.
FİLOZOFLAR DA EL FALI BİLİYORLARDI
Hindulardan sonra el falı öncelikle Çin'de, Tibet'te, İran'da, Mısır'da ve
nihayet eski Yunan'da ilgi gördü. Özellikle eski Yunan'da çok itibar edilen bir
şeydi. Yunan filozoflarından birçoğu el falını öğretiyorlardı.
Filozof Anaksagoras milattan 440 yıl önce öğrencilerine bu el falını
öğretmiştir. Hispanus Büyük iskender'e el falı konusunda bir eser göndermişti.
Bu esere sonradan "Altın harflerle yazılı eser" adlı verilmişti.
SEZAR KARŞISINDAKİNİ NASIL TANIMIŞTI
Aristo, Paracelsus, Cardamis ve İmparator Augustus gibi kimseler, o devirde, el
falına çok önem vermişlerdir. Sonradan tarihçi Josep Huş'un kaydettiğine göre,
Sezar el falını o kadar iyi biliyordu ki, kendisine Herod'un oğlu süsünü veren
bir adam Sezar'la görüşmek istemiş, fakat Sezar bu adamın elinde kraliyet
işaretlerini görmediği için Kral Herod'un oğlu olmadığından şüphelenmiş, sonra
da bunun doğru olduğu anlaşılmıştı.
Roma İmparatorluğu'nun yıkılmasını takip eden korkunç savaşlardan sonra el falı
da birçok diğer ilimler ve sanatlar gibi unutuldu. Batıl itikatlar seviyesine
indi ve kapı, kapı dolaşan çingenelerin yahut göçebelerin işi oldu.
NEDEN YASAKLANMIŞ
Ancak 1475 yılında bir Alman, "El-Çizgilerini Okuma Sanatı" isminde bir kitap
yayınladı. 1490 yılında (Cyromantia Aristotlis cum Figurs) isimli eser yazıldı.
Bu eser bugün İngiltere'de Birtish Museum'dadır.
Avrupaya yayılan el falı, sonra İngiltere'ye de yayılmış fakat Kral VIII. Henry,
belki de talip olduğu kadınlar geleceklerini el fallarından öğrenirler diye el
falını yasaklamıştı. Bilindiği gibi Kral VIII. Henry evlenmiş olduğu bütün
eşlerini katletmiştir.
Fakat ne gariptir ki, Kral VIII. Henry'nin kızı Kraliçe Elizabeth'de el falına
çok merak.sarmış ve bu sanatın ilerlemesini teşfik etmiştir. Böylece İngiliz
Sarayına ilk olarak resmen bir falcı tayin edilmiş ve Dr. John pee dönemindeki
bu falcı Kraliçe Elizabeth’e birçok işlerinde tavsiyelerde bulunmuştur. Bir gün
falcı Dr. John Dee, Kraliçe Elizabeth'e İspanyol armadasının İngiltere'ye hücum
etmesinin muhtemel olduğunu söylemiş, bunun üzerine armadanın yolunu kesmek
üzere harp gemilerinin yapılması emredilmiştir.
AKLIN HİZMETÇİSİ
O tarihten bu yana el falı daima insanların araştırma isteğini tahrik edip
durmuştur. Akıl ile el arasında, vücudun başka bir organı ile akıl arasında
olduğundan daha fazla duyu sinirleri vardır. Bu sinirler nesiller boyunca o
kadar büyük bir önem taşımıştır ki, el hareketli olsun hareketsiz olsun daima
"insanın zihninden geçen herhangi bir düşüncenin en sadık hizmetçi sidir."
denilebilir.
1853 Yılında profesör Mesmer isminde bir bilim adamı parmaklarının ucunda ve
el'in avuç içi çizgilerinde, belleğe bağlı sinirlerin uçlarının bulunduğunu ve
bu uçların, bir insan yaşadıkça birtakım titreşimlerde bulunduğunu ispat
etmiştir.
Demek ki, çizgiler bir insana mizacını, karakterini hatta sağlık durumunu ortaya
sermektedirler. Bu bakımdan dünyada hiçbir insanın avucundaki çizgilerin neden
başka bir insanın avucundaki çizgilere benzemediğini kolaylıkla anlamak
mümkündür.
DOĞADA HİÇBİR ŞEY SEBEBSİZ DEĞİLDİR
Sir Thomas Browne, "Religoio Medici" isimli eserinde şunları yazmıştır:
"Yüzümüzdeki çizgilerden başka elimizde de birtakım esrarengiz çizgiler yardır.
Bunların rastgele bir şekilde çizildiklerini zanetmiyorum. Zira onları çizen el
hiçbir zaman bir şeyi sebepsiz yapmaz... Bundan başka, şuna da eminim ki, kendi
elimde gördüğüm işaretleri ve çizgileri asla başka bir elde bulamayacağım."
İnsanlar, yüz hatlarının mesela burnun, gözlerin yahut kulakların sınırlı birer
şekli olduğu kabul edildiğine göre, eldeki çizgilerin de sınırlı bir şekilde
olması gerektiğini kabul etmişlerdir.
Burnu anormal derecede iri olan bir insanın yüzüne baktığınız zaman "Bu adamda
bir anormallik var" diye düşünürsünüz ve bu hususta haklı olabilirsiniz. Aynı
şekilde mesela: "Bir kadının yahut bir erkeğin elinde akıl çizgisinin herkesin
elinde olduğu gibi ufki olacak yerde birdenbire yukarıya doğru uzadığını
görünce, haklı olarak: "Bu insanda bir anormallik var diye düşünebilirsiniz.
HER ÇİZGİNİN ANLAMI VAR
Fakat el falında biraz daha ileri giderek böyle bir çizgisi olan bir insan
hakkında ''cinayet işlemeye eğirimi vardır" diye düşünebilirsiniz. Aynı zamanda
el falı hakkında daha fazla bir bilginiz varsa "Bu insanın falanca tarihte bir
cinayet işlemesi muhtemeldir" diyebilirsiniz.
Aynı şekilde bir insanın elindeki çizgilere bakarak ne kadar başarılı olup
olamıyacağını anlıyabilirsiniz. Zira bir insanın hayatta başarılı olup olmaması
kabiliyetlerine, eğilimlerine bağlıdır. En mütevazı ailede doğmuş olan bir
bebeğin elinde net bir şekilde bir başarı çizgisi varsa, bu çocuk, ileride
karşısına çıkan engeller ne olursa olsun, hepsini yener ve başarılı olur.
Öğreniminin veya kültürünün az olması ona engel olmaz. Çocuk ne pahasına olursa
olsun kişiliğini geliştirmek imkanını bulur.
KIRIK KÖPRÜYE GELMEDEN
Bilgi eksikliğini gerekiyorsa akşam kurslarına devam ederek tamamlar ve daha
ilerideki yıllarda içindeki bu irade ve azim onu hayat mücadelesinden alıp ön
plana geçirir. Böylece çocuk doğarken sahip olduğu yetenek sayesinde kendisini
geliştirir.
Bir insanın elinde cinayet eğilimini gösteren çizgi nasıl daha çok küçük yaşta
kendini belli ediyorsa, o insanın başarıya ulaşıp ulaşamayacağını ve yetenek
sahibi olup olmayacağını gösteren çizgiler de daha küçük yaşta kendilerini belli
ederler. Bu yetenekleriylede başarıyı sağlarlar.
Bir insan herhangi bir yerden geçerken karşısına yıkılmak üzere olan bir köprü
gelirse, başka bir yola mı sapar yoksa köprünün tamir edilmesini mi bekler?
Yoksa bu köprünün yıkılmak üzere olduğunu gördüğü ve bunun peşin işaretlerini
hissettiği halde, buna önem vermeyerek yoluna mı devam eder?
Şüphesiz, akıllı bir insan bu son hareketi yapmaz. Bir insan elindeki çizgilerde
hayat yolunda kendisini böyle bir şey bekliyorsa, bu işareti hesaba katarak
zamanında tedbir alarak bu yıkık köprüye doğru kendisini yönelten eğilimlere gem
vurabilir. Hatta gerekiyorsa bambaşka bir yol da seçebilir.
ÇİZGİLER BİRER "HABERCİ" DİR
Elinde cinayet işleyebilir işaretleri bulunan şahıs, belki de çocukluğunda gayet
uslu bir çocuktu. Fakat henüz çocukluğunda elinin içindeki çizgilerden,
iradesini kemiren zaafların işaretini okumasını bilmediği için daha o zaman
ruhunda kötü bir tohum halinde gelen eğilimlerinin gelişmesine fırsat vermiştir.
Aradan yıllar geçtikten sonra zavallı annesi, oğlunun işlediği cinayet yüzünden
idam cezası ile cezalandırıldığı zaman büyük bir olasılıkla çocuğun elindeki o
"kırık köprü'' işaretini görmemiş olduğu için vaktinde tedbir alamamış olduğunu
aklına bile getirmemiştir.
Birçok durumda olduğu gibi, bu olay da bilgisizliğin bir neticesidir. Zamanında
tedbir alınacak bir durumun olduğunu bilmemekten ileri gelmiştir. Bir genç kız
evlenince, mesut olup olmadığını bilmek ister, elindeki çizgiler, ona hemen
evlenmektense, bir müddet daha beklediği takdirde, daha mesut bir evlilik
yapacağını işaret ediyorsa, bunu görüp ona göre hareket etmesi şüphesiz mesut
olma şansını çok daha fazla arttırır.
ZAMANINDA TEDBİR ALMALI
Tabiat hiçbir şeyi boşuna yaratmaz. Herşey insanlığın en mükemmel seviyesine
ulaşmasını temin edecek şekilde yaratılmıştır. Tabiatın bu planının işaretleri
elimizdeki çizgilerde mevcuttur. Doğru bir şekilde bu çizgilere bakılırsa bir
insan kendisini daha mükemmel bir hale getirmeye çalışabilir ve böylece kendi
kendini tanıyarak en iyi kabiliyetlerini kullanmanın çarelerini bulabilir.